Metal müziğin adının nereden geldiği konusunda bir yorum yapılabilir; bu müziğin yaratıcıları sanki şöyle demektedir: "Bize metalden bir dünya verdiniz. Biz de bütün o metalden şeyleri alıp..." Metallica'nın ilk albümü "Kill'em All"un asıl adı "Metal Up Your Ass"dır, yapımcının bu adı kabul etmemesi üzerine tüm yapımcılara ithaf edilen yeni ad bulunmuştur.
Sistemin verdiği metalden dünyayı alıp sisteme iade etme benzetmesi, dünyada belki çok az metal grubuna Ferec'e uyduğu kadar uyabilir. Doğum yeri Hakkari olan Ferec'in ilk albümü "Helikopter"de yer alan parçalar, alabildiğine soğuk ve duygudan yoksun, gerçek bir metal dünyayı dört yaratıcının alabildiğine sıcak ve duygu dolu iç dünyasında başka bir metale dönüştürüyor. Kurşunlar, panzerler ve helikopterlerin metali, Türkiye metal tarihinde az görülen bir içtenlikle eritiliyor, yeniden biçimlendiriliyor. Bu içtenliği daha da etkili kılan şey ise, grubun dört üyesinin de ortaya koyduğu emek ve sonuçta varılan ustalık.
2001-2002 yıllarından beri birlikte çalışan grup üyelerinin en genci, grubun davulcusu Erkan Baran. 24 yaşındaki Erkan'ın rumuzu "Zede", Türkçe "fazla" anlamına geliyor. Küçük olduğu için diğerlerinin "fazlalık" diye takıldığı Zede'nin ilk davulu, Hakkari'deki kültür merkezinin "mavi davul"u. 16-17 yaşlarında zili, hi-hat'i olmayan bu davulun başına oturan Zede, evden yürüttüğü tepsiler, tencere kapakları, tabaklarla eksik aksamı tamamlıyor. İlk hırslanışını ise şöyle anlatıyor: "Hocamlar [grubun diğer üyeleri] Metallica'nın klibini getirmişlerdi. Onun davulcusu çalarken kendime diyorum ki, 'Bu adam çalıyor da ben neden çalamıyorum?' Davul hevesim oradan başladı. Eve giderek melodileri dinliyordum, ne yapıyorsa ezberleyip deniyordum. Ondan sonra sanal alem üzerinden geliştirerek devam ettim..."
Zede, parça içinde bir ölçüden diğerine geçişte gösterdiği ustalıktan twin pedal tekniğine kadar "fazlasıyla" davulcu.
Bir metal grubu oluştuğunda, yani kafa dengi üç dört metalci bir araya geldiğinde genellikle önce cover'a gidilir. Yani sevilen grupların parçaları çalınır. Ferec'in bu süreci fazla uzun sürmemiş. Grubun vokalisti Fuat Taş, "Cover falan yapılır da, neden kendi şarkılarımızı okumayalım, kendi dilimizde okumayalım? Gibisinden bir toplantımız oldu. Besteler yaparak kendi şarkılarımızı yapmaya karar verdik" diye özetliyor durumlarını.
Fuat, gruptaki adıyla "Reh" (Türkçe "kök" anlamına geliyor), en büyükleri. 31 yaşında ve iki kızı var. Metalin metal olduğunu daha bilmedikleri günlerde bu müzik türüyle tanışmalarını anlatıyor. Ellerine bir kaset geçmiş. O kasette dinledikleri parçaların hangi gruba ait olduğunu hala bilmiyorlar. "Ruhumuzu gerçekten kıpırdattı. Bizi tanımlayacak, duruşumuzu belirleyen bir müzik tarzı doğdu. Böylece her birimize bir görev düştü" diyor.
Metali duıyar duymaz böylesine benimsemeleri ve hemen çalışmaya girişmeleri Hakkari'nin kültürel ortamı açısında çok sıra dışı bir şey mi diye soruyorum. Fuat, " Çok özel bir şey değil" diyor. "İçimizden gelen bir şey. Kendimizi ifade etme biçimi. Heavy metal adına da yapmıyoruz. Bizim yaşama biçimimiz bu, kendimizi böyle iyi hissediyoruz. Kendimizi böyle dile getirebiliyoruz. Caz da yapan var. Daha değişik gruplar da var."
Grupta elektro çalan Cemal Kaya (gruptaki adı, bir Kürt kralının adı olan Baratarna), "Hakkari'de bize dayatılan şeyler... Mesela ben okula giderken, endüstri meslek lisesinde okudum, okulumuz askeri bölgedeydi. Sabah uyanınca bir panzer görmek... Sabah insanlar çok farklı uyanıyor, güne çok farklı başlıyor. Bunlar ister istemez bu tür duygular büyüttü. Şiddeti görüyorsan, heavy metal o tür durumlarda duygularını çok rahat dile getirebileceğin bir müzik" diye Reh'i destekliyor.
Yani şiddete karşı şiddet gösterme isteği mi?
"Şiddet gösterme isteği değil bence" diye devam ediyor. "Deniz kenarında büyüseydik, çiçekli bahçesi olan bir evimiz olsaydı, belki şiddete dayalı duygular gelişmezdi. Bunu zaten sistem geliştirdi bizde. Sadece bizde değil, bütün halkta. Ve insanlar çok güzel benimsedi heavy metal'i. Çünkü o duygular onların içinde de var. Mesela Helikopter parçası... Biz çocukken, helikopterinden tut, askerinden tut, panzerinden tut, tankından tut, bunlarla büyüdüğümüz için onu yaptık."
Reh, "Her akşam silah sesleri vardı mesela" diye ekliyor. "Hani ders çalışamıyorduk. Cama gidip bakardık. Artık her evde bir sığınak vardı. Herkes bir sığınak yapmıştı."
Burada konuşmaya grubun menajeri Cevat Besi de katılıyor: "Bizim evin ön balkonları dökme betondur. Roket gelir diye. Herhangi bir durumda herkes yere yatar ve güvende olur. Öyle bir yaşam..."
Baratarna, "Heavy metal türünde müzik yapmamızın bir nedeni içinde yaşadığımız coğrafyanın durumu. İkincisi de, metalcileri izlerken duygularını ne kadar özgürce dile getirdiklerini gördük "diyor. "Mimikleriyle olsun, enstrümanlarıyla olsun, hareketleriyle olsun. Yani adam orada bir duygu varsa içinde onu dile getiriyor."
Grubun basçısı İsmail Kurt, gruptaki adı "Afiriş" (Türkçe "yaradılış"), "Basa ilk başladığımda ben bir şey bilmiyordum. Cemal öğretti bir şeyler" diye anlatıyor. Cemal araya giriyor: "Arkadaşta hem armonik hem ritmik bir ruh yapısı var. Biraz da sert bir mizacı var. Bas da öyle bir şey gerektirdiği için... Yardımcı oldum, kendisi bayağı iyi çözdü."
Afiriş, "Basın bayağı zorlukları var. Gitarım da çok kötü. 100 liraya almıştım. Çok kötü bir bas, ama her şeye rağmen çalıyorum" derken Cevat Besi yandan, "Yarına bir tane kiralayalım mı bas?" diye atılıyor. Afiriş'in yanıtı kısa: "Gerek yok dayı."
"Ertesi gün", Ferec'in Beyoğlu'nda albüm tanıtımı yapılıyor. FB-GS maçından hemen sonra Haymatlos'ta sahne alıyorlar. Mütevazı bir konser, önce "Çine", sonra "Helikopter"le bir anda eşsiz bir şeye dönüşüyor. Metal müziğin kaynağı, kökleri o akşam bir kez daha tüm teklifsizliğiyle kendini gösteriyor.
Hakkari'de Ferec ve müziği nasıl karşılandı?
Reh, "Cemal'in askerlik sürecinde onsuz sahne alıyorduk" diye anlatıyor. "Çıktığımız bütün programlarda süper bir ilgi topluyorduk. Ne kadar çığlık falan yapsak bile ilgi topluyorduk. Sahne alacağız, stres var; acaba ne derler gibisinden. Böyle bir çelişki vardı. Ama sahneye çıktığımızda 7'sinden 70'ine süper bir ilgi topluyorduk. Düşün yani, bayanlar dahi head bang yapıyorlardı. 21 Mart'ta sahne alırken önde bayanların, öyle, hani gitar tutuşu falan bizi büyülüyordu. Yaşlı adamların alkış tutması, bizimle birlikte hareketlenmesi süper bir duygu. Yani o stresi üzerimizden attık. Hakkari'yi bırak, Van'a geldik, yine aynı şekilde... Önde gelen insanlara sorduk, acaba çıkalım mı, çıkmayalım mı diye. Rahat olun dediler. Hakikaten sahneye çıktıktan sonra farkına vardık, o aralar Cemal de bize katılmıştı, oradaki ilgi de bayağı büyüktü..."
"Hakkari'dekine benzer koşullar Van'da da, Diyarbakır'da da var. Benzer gruplar çıkıyor mu?" diye soruyorum.
Baratarna, "Bu çaba içinde olan insanlar var. Ama pasif kalıyorlar. İster istemez arabesk motifler kullanıyorlar. Beyinlerinden onu bir türlü silemiyorlar" diyor. "Biz galiba duygusal olarak fena halde aykırı, sisteme tamamen aykırıyız... Belki de yaşadıklarımız nedeniyle, ki bunu herkes yaşadı da, biz o formattan sıyrıldık. Metali görür görmez peşinden koştuk. İnternetten olsun, televizyondan olsun... 24 saat dinledik. Koptuk, kopardık kendimizi. Duygularımızın sertliğinden olabilir."
26 Ekim 2009
 |
 |