Değerli milletvekilleri, iki gün önceki konuşmamda demokratik açılımın gerekçeleri ve hedefleriyle ilgili bilgi sunmuştum yüce heyetinize. Bugün de açılımın süreci ve kapsamı hakkında sizleri bilgilendirmek için söz almış bulunuyorum.
Değerli milletvekilleri, demokratik açılımın birbiriyle bağlantılı iki temel hedefi vardır: Birincisi terörün sonlandırılması, ikincisi de demokrasimizin standardının yükseltilmesi.
Biz ülkemizin bütün sorunlarının çözümünü demokraside görüyoruz. Türkiye'nin ertelenmiş, dondurulmuş, ihmal edilmiş, ihmal edildiği için de kronik hâle gelmiş siyasi, sosyal ve ekonomik sorunların çözümü demokratikleşmedir. Cesurca ve kararlılıkla yüzleşmek zorunda olduğumuz, her biri onlarca yıllık geçmişi olan sorunlarımızın çözümünü doğası gereği bir anda gerçekleştirecek değiliz. Bu yüzden, biz bunun bir süreç olduğunun altını ısrarla çizdik, burada da aynı notların altını tekrar çiziyorum.
Terörün sonlandırılması terörle çok boyutlu ve kapsamlı bir mücadeleyi gerektirir. Bu bilinçle hareket eden Hükûmetimiz, terörle mücadelede bütün imkânları seferber etmiş ve vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğini sağlamak, ülkemizin birlik ve beraberliğini güçlendirmek için her türlü tedbiri almıştır.
Hemen belirtelim ki güvenlik güçlerimizin terörle mücadeledeki kahramanlığı, başarısı birlik ve beraberliğimizi koruyan en önemli unsurdur. Şu ana kadar olduğu gibi bundan sonra da güvenlik güçlerimize terörle mücadelede her türlü desteği vermeye devam edeceğiz.
Diğer yandan terörü besleyen kaynakların kurutulması, istismar unsurlarının ellerinden alınması için de önemli çalışmalar yapılmıştır. Bunlara ilaveten, izlediğimiz aktif dış politika sonucu terör örgütünü bölgede ve dünyada büyük ölçüde yalnızlaştırdık. Özellikle sınır komşularımız Suriye, Irak, İran ve diğer ülkelerle yürüttüğümüz aktif ve yapıcı diplomasi sonucunda terör örgütü önemli ölçüde etkisiz hâle getirilmiştir. Böylece terör örgütüne verilen uluslararası destek büyük oranda önlenmiştir.
Bundan önce olduğu gibi bundan sonra da Hükûmetimiz Türkiye'nin ayağında bir pranga olan terör sorununu çözme konusunda kararlı olmaya devam edecektir. Ülkemize ve milletimize her yönden kaybettiren terörün olmadığı bir Türkiye, hepimizin huzur ve güven içinde, özgürce yaşayacağı bir Türkiye olacaktır.
Değerli milletvekilleri, partimizin varlık sebeplerinden biri ve belki de en önemlisi Türkiye'nin demokrasi açığının kapatılmasıdır. AK PARTİ iktidarı bir yandan halkın iradesinin gerçek anlamda yönetime yansıması, diğer yandan da bireysel hak ve özgürlükler alanının genişletilmesi için büyük gayret göstermiştir. Aslında tüm bu gayretler, atılan adımlar insanı temel değer olarak alan insan odaklı siyaset anlayışımızın bir ürünüdür. Biz, insanımızı hiçbir ayrım gözetmeksizin onurlu birer varlık olarak görüyoruz çünkü insan "eşrefi mahlukattır" yani yaratılmışların en şereflisidir. Partimizin ismindeki adalet ve kalkınma kelimeleri de insanın onurlu bir varlık olarak yaşamasına bir atıftır. Buradaki adalet, insan onurunun gerektirdiği, herkesin temel hak ve özgürlüklere sahip olarak, eşit ve hür vatandaş olarak yaşadığı bir siyaset düzenini işaret etmektedir. Kalkınma ise yine insanın onurlu bir yaşam sürdürmesini sağlayacak bir ekonomik seviyeyi ifade etmektedir. Demokratikleşme, insanımızın hak ettiği, eşit ve özgür vatandaşlar olarak aidiyet duygusunun geliştiği bir siyasi düzenin pekiştirilmesini sağlayacaktır.
Değerli milletvekilleri, unutmayalım ki sosyoekonomik ve siyasal hastalıklarımızın çoğunun kaynağında adaletsizlik vardır. Adaletin gerçek manada tesis edildiği yerde barış ve huzur vardır. Adaletin olduğu yerde sağlıklı birey ve devlet ilişkisi vardır.
İşte biz demokratik açılımla mülkün temeli olan adaleti güçlendirmeye çalışıyoruz. Ülke sınırları içerisinde ve kim olursa olsun herkesin kendisine adil davranıldığı ve bu devletin eşit ve özgür bir vatandaşı olarak görüldüğü duygusunu pekiştirmeye çalışıyoruz.
Aslında demokratik açılımın hedeflerinin gerçekleşmesi, alınacak idari ve yasal tedbirlerle beraber elde edilecek kazanımların kimi hak ve özgürlüklerin standardının yükseltilmesinin, insan onuru ve adalet gibi değerlere dayanan bir zihniyetin toplumda yaygınlaşmasına bağlıdır.
Kısacası demokratik açılım, köklü bir zihniyet değişikliğini ve dönüşümünü gerektirmektedir, yeni bir iklimi gerektirmektedir.
Değerli milletvekilleri, bu yüce Meclis, hükûmetlerimiz döneminde büyük fedakârlık ve kararlılık içinde çalışmış, başta Anayasa olmak üzere ilgili yasalarda demokratikleşme ve insan haklarının geliştirilmesi alanında önemli değişiklikler yapmıştır. Türkiye'nin son yedi yılda her alanda ne kadar büyük bir dönüşüm geçirdiğini anlamak için yapılanların bazılarını burada hatırlatmakta fayda görüyorum. Kısa bir ufuk turuyla bazılarını şöyle sıralayabiliriz:
İktidara gelir gelmez insan haklarına saygının ve demokratikleşmenin bir göstergesi olarak olağanüstü hâl uygulamasına son verdik. İlk icraatlarımızdan biridir. Olağanüstü yönetimler, terörle mücadelenin gerektirdiği bir durum olarak savunulabilir ancak olağanüstü yönetimin doğası gereği geçici olması gerekirken ülkemizde nasıl süreklileştiğini hepimiz biliyoruz. Özellikle 90'lı yıllarda ülkemiz faili meçhullerle, yargısız infazlarla ve işkencelerle anılan bir ülke hâline gelmişti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin verdiği yüzlerce ihlal kararıyla ülkemizin uluslararası camiada ne kadar zor duruma düştüğü herkes tarafından bilinmektedir. Türkiye'yi âdeta olağan hâle gelen olağanüstü hâlden Hükûmetimiz kurtarmıştır.
Aynı şekilde normalleşme politikamızın bir parçası olarak olağanüstü dönemleri çağrıştıran ve yargı bağımsızlığı noktasında sürekli tartışma konusu olan devlet güvenlik mahkemeleri hukuk sistemimizden çıkartılmıştır.
İkiz sözleşmeler olarak bilinen Birleşmiş Milletler Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi ile Sosyal ve Ekonomik Haklar Sözleşmesi, Hükûmetimiz döneminde bu yüce Meclis tarafından onaylanarak ülkemiz açısından bağlayıcı hâle gelmiştir.
Aynı şekilde 2004 yılında yaptığımız Anayasa değişikliğiyle temel haklara ilişkin uluslararası anlaşmaları iç hukuk sistemimizde üstün bir konuma taşıdık. Bu değişiklik, bizim uluslararası insan hakları mekanizmalarına olan bağlılığımızı, dolayısıyla insan hakları odaklı siyaset anlayışımızın somut bir tezahürüdür.
Yine normalleşme sürecinde, düşünce ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi ve terörle mücadele alanındaki aksaklıkların giderilmesi amacıyla Terörle Mücadele Kanunu'nda önemli değişiklikler yapılmıştır. Bu değişiklikle terör yeniden tanımlanmış ve terör suçları yeni Türk Ceza Kanunu'na göre yeniden sayılmıştır.
Vatandaşlarımızın günlük yaşamlarında geleneksel olarak kullandıkları farklı dil ve lehçelerin öğrenilmesi için özel kurslar açılabilmesi imkânı sağlanmıştır. Bu açılımın devam olarak, vatandaşlarımızca günlük yaşamda geleneksel olarak kullanılan farklı dil ve lehçelerde yayın yapılması yasal güvenceye kavuşturulmuştur. Bu konuda gerekli adımlar atılarak TRT 6 yayın hayatına başlamıştır.
Değerli milletvekilleri, "işkenceye sıfır tolerans" politikası çerçevesinde yaptığımız yasal değişikliklerle işkence ve kötü muamele suçunun tanımı genişletilmiş, cezaları artırılmış, bu cezaların tecili ve paraya çevrilmesi önlenmiştir. Bugün Türkiye artık faili meçhullerle, yargısız infazlarla, işkence ve kötü muamelelerle anılmayan bir ülke hâline geldiyse bunda AK PARTİ hükûmetlerinin kararlı ve ısrarlı mücadelesi belirleyici olmuştur.
İnsana saygı esasına dayanan, özgürlükçü karakteri ön planda bir ceza hukuku düzeni kurulması amacıyla Türk Ceza Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanunu, Kabahatler Kanunu, Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun ve Denetimli Serbestlik Kanunu bu dönemde çıkarılmıştır.
Bilindiği gibi demokratik bir yönetimin hayata geçirilmesi için sivil toplumun güçlenmesi ve örgütlenme özgürlüğünün sağlanması çok önemlidir. Bu amaçla 5253 sayılı Dernekler Kanunu yürürlüğe konulmuş ve bu suretle dernek kurma hakkına getirilen kısıtlamalar kaldırılarak Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne uygun olarak örgütlenme özgürlüğü sağlanmıştır.
Toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının kullanımının daha demokratik hâle, temele dayandırılması amacıyla 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nda gerekli değişiklikler bu dönemde yapılmıştır.
Açık, şeffaf ve hesap veren yönetim anlayışının gereği olarak ilk defa ülkemizde 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu çıkarılmıştır.
Demokratikleşmenin ve yerelleşmenin bir gereği olarak belediyeler ve il özel idareleri Anayasa'mızda belirtilen yerinden yönetim ilkesi çerçevesinde yeniden ele alınmış ve bu çerçevede önemli yasal değişiklikler... Belediyelerle ilgili mevzuat, il özel idaresiyle ilgili mevzuat tamamen değiştirilmiştir.
Değerli milletvekilleri, hükûmetlerimiz döneminde insan haklarının çağdaş, demokratik çerçevede geliştirilmesi ve bu alandaki ihlallerin önlenmesi amacıyla mevzuat alanında yapılanlar yanında kurumsal yapılanma ve zihniyet dönüşümü alanlarında da reform niteliğinde önemli çalışmalar yapılmıştır ve yapılmaya devam edilmektedir.
Bir yandan demokratikleşme ve insan hakları alanlarında bu adımlar atılırken, öte yandan sosyoekonomik yaraları sarmak ve altyapı sorunlarını gidermek için de önemli çalışmalar yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.
Diğer yandan, bölgelerimiz arasında ekonomik kalkınma ve sosyal gelişme farklarını ortadan kaldıracak, geri kalmışlığın getirdiği işsizlik ve göç gibi sorunlarda rahatlama sağlayacak projelere bilhassa ağırlık veriyoruz. Örneğin, Konya Ovası Projesi'yle birlikte Doğu Anadolu Projesi ve Güneydoğu Anadolu Projesi 2013 yılında bitirilmiş olacaktır. Eylem Planı da bunu öngörmektedir ve biz de kararlıyız.
Eğitim ve sağlık alanındaki hizmetlerin kalitesini ve standardını yükseltmek için önemli yatırımlar yaptık ve yapmaya devam ediyoruz. Ekonomik gelişmenin teşvik edilmesine ve istihdamın artırılmasına yönelik tedbirler aldık ve devam ediyoruz.
Halkımıza birinci elden hizmet götüren il özel idarelerimizi ve belediyelerimizi, başta gelir kaynakları olmak üzere her konuda, siyasi parti ayrımı yapmaksızın destekledik. Ayrıca KÖYDES ve BELDES projeleri çerçevesinde önemli yatırımlar yapılmıştır. Sadece 2005-2009 yılları arasında bu projeye 5,8 milyar TL ayrılmıştır.
AK PARTİ hükûmetleri döneminde terörden zarar gören vatandaşlarımızın bu zararlarının hızlı, etkin ve adil bir şekilde karşılanması amacıyla özel bir kanun çıkarılmış ve etkin bir şekilde uygulanmıştır. Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun uyarınca, bugüne kadar zarar tutarı olarak vatandaşlarımıza 1 milyar TL'nin üzerinde tazminat ödenmiştir.
Değerli milletvekilleri, şehit ve gazilerimizin bu vatan için yaptıkları büyük fedakârlığı biz çok iyi biliriz. Şehit ailelerinin, ve gazilerimizin tüm meseleleriyle yakından ilgilendik, ilgileniyoruz. Bu bağlamda şehit yakınlarına ve gazilerimize kamu kurumlarında ve özel sektörde istihdam imkânı sağlanmıştır ve bunu hassasiyetle Bakanlık olarak biz takip ediyoruz. Bu çerçevede bugüne kadar yaklaşık 10 bin kişi istihdam edilmiştir. Ayrıca diğer mali konuların tamamında daha iyi şartlar, daha iyi düzenlemeler getirilmiştir.
Ayrıca, başta güvenlik olmak üzere çeşitli nedenlerle köylerinden ayrılan ailelerden geri dönmek isteyenlerin iskân edilmeleri amacıyla başlayan Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi on dört ilimizde yürütülmektedir.
AK PARTİ iktidarları döneminde alınan ve bir kısmını yukarıda ifade ettiğim bu tedbirler sayesinde terör örgütünün ve bu sektörden beslenenlerin istismar ettiği unsurlar ellerinden bir bir alınmakta ve vatandaşlarımıza ciddi şekilde sahip çıkılmaktadır.
Değerli milletvekilleri, biz terörle mücadele ve demokratikleşme çerçevesinde attığımız bu başarılı adımları kesinlikle yeterli görmüyoruz. Bundan sonraki dönemde de milletimizin hak ettiği demokrasi ve insan hakları standartlarını yakalamaya yönelik kısa, orta ve uzun vadeli tedbirleri almaya devam edeceğiz.
Bu tedbirlerin ülkenin belli bir bölgesini veya kesimini değil, tamamını rahatlatmaya dönük olduğunu hep söyledik. Zira, biz demokratikleşmenin toplumun bütün kesimlerini kapsadığı zaman başarılı olacağına inanıyoruz. Bu nedenle demokratik açılımın sloganı "Herkes için daha fazla özgürlük"tür. Biz herkes için daha fazla hak, daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi diyoruz. Bu, Türkiye'yi zayıflatmaz, tersine güçlendirir.
Hangi gerekçeyle olursa olsun temel hak ve özgürlükleri ihlal eden herkesi korumak demokratik hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti'nin vazifesidir. Hükûmetimiz bu anayasal yükümlülüğün bilinciyle mevcut insan hakları mekanizmalarını daha etkin hâle getirmiştir, buna ilaveten ulusal ve uluslararası düzlemde yeni koruma mekanizmaları oluşturma çabası içindedir.
Değerli milletvekilleri, açılım sürecinde kısa vadeli adımlar genellikle yasal düzenleme gerektirmeyen, idari tedbirler ve yönetmelik değişikliğiyle gerçekleşebilecek çalışmalardan oluşmaktadır. Esasen, bu çalışmaların bir yandan yürümekte olduğunu açılım sürecinde oluşan yeni iklimin kurumlara yansımasıyla birlikte, yeni adımların atıldığını hep birlikte görüyoruz. Bu çalışmaların devletin farklı kurumları tarafından, büyük bir anlayış ve sorumluluk duygusuyla devam ettirildiğini burada belirtmek isterim. Örneğin geçen hafta, on sekiz yaş altındaki tüm çocukların çocuk mahkemelerinde yargılanmasını sağlamaya yönelik kanun tasarısı Meclise sunulmuştur. Bu, bizim kısa vadeli tedbirlerimizden birisidir.
Söz gelimi, daha geçen hafta, cezaevlerinde tutuklu ve hükümlülerin yakınlarıyla ana dillerinde görüşmesine imkân sağlayan yönetmelik yürürlüğe girmiştir.
Vatandaşlarımızın kullandığı farklı dil ve lehçelerle ilgili üniversitelerimizde akademik araştırma yapılması, enstitü kurulması ve seçmeli ders konması gibi uygulamalar bu sürecin önemli yansımalarındandır.
Aynı şekilde Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun özel televizyon ve radyo kuruluşlarının da farklı dil ve lehçelerde yirmi dört saat yayın yapmasına imkân verecek kararı da burada zikredilmeye değer bir gelişmedir. Bu yönetmelik de bugün Resmî Gazete'de -bildiğiniz gibi- yayınlanmıştır.
Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da yaşayan vatandaşlarımızın günlük yaşamlarını kolaylaştırmayı amaçlayan yol kontrollerinin azaltılması ve yayla yasaklarının kaldırılması gibi idari tedbirler üzerinde yoğun şekilde çalışılmaktadır. Bunların büyük kısmı zaten Bakanlığımız görev alanı içindedir. Bu saydığım hususlar ve bunlara benzer diğer birçok günlük hayatı kolaylaştıracak unsur üzerinde çalışmalarımız sürmektedir.
Diğer yandan, toplumsal ve dinî hizmetler dâhil, vatandaşlarımızın sosyal yaşamlarında farklı dil ve lehçeleri kullanmalarının önündeki engeller de kaldırılacaktır.
Değerli milletvekilleri, demokratik açılımın orta vadeli tedbirleri genellikle yasal değişiklik gerektiren çalışmalardır. Burada değineceğim hususlar hiçbir ayrım yapılmadan bütün vatandaşlarımızın hukuk önünde eşit olduğu ve hakkını arayabildiği mekanizmaların kurulmasını, mevcut mekanizmaların güçlendirilmesini amaçlamaktadır. Yegane gayemiz, vatandaşlarımızın onurlu, vakur, güvenlik içinde ve özgürce yaşamasını sağlamaktır. Bu bağlamda, ilk olarak oluşturmayı planladığımız insan haklarını korumaya yönelik yeni denetim mekanizmalarından bahsetmek istiyorum.
Bilindiği gibi, Anayasa'mızın 10'uncu maddesi her türlü ayrımcılığı yasaklamaktadır. Bu hükmün uygulamasını izleyecek bağımsız bir mekanizmanın oluşturulması insan hakları standardımızın yükselmesine ciddi katkılar sağlayacaktır.
Değerli milletvekilleri, bu nedenle birçok demokratik ülkede mevcut olan bağımsız bir ayrımcılıkla mücadele komisyonu ülkemizde de kurulacaktır. Komisyon, özel ve kamu sektörüne yönelik her türlü ayrımcılık şikâyetini ele alarak etkili bir denetim gerçekleştirecektir. Konuyla ilgili kanun tasarısı yakında yüce Meclise gönderilecektir. Bunu ülkemizde demokratik bilincin kılcal damarlara kadar işlemesinde, yerleş00mesinde, derinleşmesinde önemli bir mekanizma olarak görüyoruz.
Aynı şekilde, Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığını bağımsız ve sivil bir insan hakları kurumuna dönüştürmeye yönelik çalışmalar tamamlanmak üzeredir. Kurumun yapısı ve yetkileri, ulusal insan hakları mekanizmalarının tabi olması gereken evrensel esasları belirten Paris Prensipleri ışığında düzenlenmektedir. Bu yeni kurum da ayrımcılıkla mücadele komisyonu gibi insan hakları ihlallerini etkili bir şekilde denetleme işlevi görecektir. İnsan hakları kurumuna ilişkin kanun tasarısı da hemen kısa sürede Meclisimize sunulacaktır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işkence ve kötü muamele karşısında kararlı duruşumuzun son örneklerinden biri de işkenceye karşı Birleşmiş Milletler sözleşmesinin ihtiyari protokolünün onaylanmasına dair kanun tasarısıdır. Bu protokolün onaylanmasıyla birlikte işkence ve kötü muameleyle mücadelenin uluslararası denetim boyutu daha da pekişmiş olacaktır. Hemen hatırlatayım ki, ihtiyari protokolün onaylanmasını takiben en geç bir yıl içinde ulusal önleme mekanizması kurulacaktır ve bu halkanın dördüncü önemli unsuru, başta insan hakları ihlalleri konusu olmak üzere, kolluk hakkındaki şikâyetlerin incelenmesi, izlenmesi ve sonuçlandırılmasını sağlamaya yönelik bir mekanizma oluşturma çalışması Bakanlığımızda devam etmektedir. Kurulması düşünülen bağımsız kolluk şikâyet mekanizması, bir yandan işkence ve kötü muamelenin önlenmesine, diğer yandan da güvenlik güçlerimizin haksız yere yıpratılmasının engellenmesine hizmet edecektir.
Saydığım bu dört husus yeni mevzuatımıza ve uygulamamıza girecek, demokratik sistemimizin içine girecek çok önemli hususlardır.
Değerli milletvekilleri, bugüne kadar çeşitli sebeplerle isimleri değiştirilen yerleşim birimlerine, yerel talep hâlinde, mevzuat hükümlerine uygun olarak eski isimlerinin verilebilmesine imkân sağlanacaktır.
Diğer yandan siyasi partiler hukukunun alanını genişletmeyi, ifade ve örgütlenme özgürlüğünün bir gereği olan siyasi propaganda hakkının önündeki bazı yasal engellerin kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz. Söz gelimi siyasi partilerin seçim çalışmalarında, vatandaşlarımızın kullandıkları farklı dil ve lehçelerde de onlara seslenebilme imkânı verecek gerekli çalışmalar bunlardandır.
Değerli milletvekilleri, yapılacak değişiklikler ve kurulacak mekanizmalar, etnik kökeni, inancı, cinsiyeti veya siyasi tercihleri ne olursa olsun ülkemiz sınırları içinde yaşayan tüm vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerini korumayı ve genişletmeyi amaçlamaktadır. Biz, bu adımlarla, herkes için daha fazla hak, daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi diyoruz. Ayrıca, belirtmek gerekir ki bu tür değişiklikler, iç hukukumuzu, tarafı olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'yle uyumlu hâle getirmek için de gereklidir.
Değerli milletvekilleri, bir kez daha vurgulamalıyım ki bunlar demokratik açılım kapsamında aldığımız ve almakta olduğumuz tedbirlerin sadece bir kısmıdır. Burada kesinlikle nihai bir liste söz konusu değildir, zaten bu alanda olamaz da. Çünkü, biz demokratik açılımı ucu kapalı bir paket değil dinamik bir süreç olarak görmekteyiz. Bütün ülkeler ve bütün toplumlar için bu böyledir. Süreç içerisinde ortaya çıkabilecek ihtiyaçlar ve değerlendirmeler ışığında gereken her türlü adım tekrar değerlendirilir, 2002 yılından Hükûmetlerimiz döneminde bugüne kadar olduğu gibi.
Bütün bunların ötesinde, Türkiye'de demokrasinin standartlarını gerçek manada yükseltecek olan şey demokratik ve sivil bir anayasadır. Mevcut Anayasa her açıdan toplumumuzun gerisinde kalmıştır. Bu Anayasa'nın gelişen Türkiye'nin ve Türk milletinin 21'inci Yüzyıldaki ihtiyaçlarını karşılayamayacağı açıktır. Milletimiz bu Anayasa'yı hak etmemektedir. Bu nedenle, mümkün olan en geniş toplumsal katılım ve mutabakatla çoğulcu ve özgürlükçü bir anayasanın hazırlanması gerekmektedir. O zaman, Türkiye daha bir büyüyecektir.
Biz, bu değişiklikleri hedeflerken Anayasa'nın değiştirilmesi teklif edilemez olan ilk üç maddesinin hiçbir şekilde değiştirilemeyeceğini defalarca açıkladık. Burada bir kez daha belirtmek isterim ki, Türkiye Cumhuriyeti'nin temel nitelikleri, devletin üniter yapısı, bayrağı, millî marşı ve resmî dili bu tartışmaların dışındadır.
Değerli milletvekilleri, sözlerimi bitirirken, yüce Türk milleti ve onun siz değerli temsilcileri huzurunda bir kez daha ifade ediyorum ve bütün gönlümle, bütün yüreğimle ifade ediyorum: Demokratik açılım üniter yapımıza, millî birliğimize asla zarar veren değil bunları pekiştiren bir çalışmadır ve öyle olacaktır. Demokratik açılım, bir millî birlik ve kardeşlik projesidir. Birileri sürekli milletimizi değişik faktörleri kullanarak bölmeye, parçalamaya, aralarındaki ihtilafları artırmaya, birbirine husumet ve kin besletmeye hep çalışmıştır ve bu konuda bir sürü unsurları kullanmışlardır. Biz bu fitne unsurlarını almak, önlemek, bu alanı temizlemek istiyoruz. Milletimizin önünde bu fitne unsurları kalmasın ve milletimiz birbirine bizim geleneksel medeniyet değerlerimizin o yapıştırıcı tutkallarıyla ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı onurlu temsilciliğiyle, üyeliğiyle bağlarını daha bir artırsın, kardeşliğini artırsın. Bizim dileğimiz budur.
Bunun ötesinde, AK PARTİ'nin yedi yıldır yaptığı bu ülkede AK PARTİ hükûmetlerinin bellidir.
Biz hep daha fazla refah, Türkiye'nin daha fazla büyümesi, uluslararası alanda Türkiye'nin daha güçlenmesi ve hepimizin Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak daha bir alnımız ak, başımız dik her yerde gezelim için çalıştık ve bugün bu yönde çok mesafe aldık hamdolsun.
Ben yüce Meclise son sözler olarak şunları arz etmek istiyorum: Yüce Meclis, salı günü de belirttiğimiz gibi, bütün Türkiye'nin meselelerinin konuşulduğu, olgunlaştırıldığı, karar verildiği bir kutlu çatıdır ve bu konuyla ilgili yola çıktığımız günden beri Hükûmet olarak hep bu çatıya işaret ettik. Bu konular gelinir orada görüşülür. Nihayet de orada görüşülüyor ve biz de işte, bugün huzurlarınızda bu bilgileri arz etmiş oluyoruz. Başbakanımız daha geniş şekilde hitap edecekler Hükûmetimiz adına ama tekrar bu vesileyle, verilebilecek her katkının bizim için önemli olduğunu... Gelin, hep beraber bir şefkat dilini, bir kardeşlik dilini bu Meclis olarak Türkiye'ye sunalım, vatandaşlarımıza sunalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bizim beklediğimiz budur. Muhalefetin vereceği her katkı bizim için önemlidir.
Bu dileklerle, bu duygularla hepinizi tekrar saygılarla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum.
Kaynak: TBMM Web sitesi
 |
 |